Bilal's profileEHLİBETE SELAM OLSUNPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
EHLİBETE SELAM OLSUNFebruary 22 ALLAH İLE ARAMIZI DÜZELTMEKALLAH İLE ARAMIZI DÜZELTMEK
“Kim gizli ve açık her işinde Allah’ın hoşnudluğunu gözeterek Allah ile arasını düzeltirse dünyada onun adı hayırla anılır.”
Peygamber sav efendimiz yukarıdaki hadisinde böyle buyuruyor. Medine’de ashabına irad ettiği ilk hutbelerinden birisinde geçer bu sözler. Taberinin tarihinin ikinci cildinde kayıtlıdır.
Allah ile arayı düzeltmek... Yani gizlide ve açıkta her amelimizi bizatihi Allah’ın bizi seyrettiği şuuruyla ifa etmek. Ben Allah’ı görmüyorsam da yüce mevla beni görüyor. Kolay bir şey olmasa gerek. Kul olarak Allah ile aramızı düzeltince bu dünya hayatında bizi sarsacak bir şey kalmaz. Bunun yolu da nefsi boyunduruk altına almaktan geçer. Kötülüğü emreden bir nefisten, itaateden bir nefse ermek her yiğidin harcı değildir. Hadisi şerifte “...Allah ile arasını düzeltirse dünyada onun adı hayırla anılır” buyruluyor. O bahtiyar kimse ki, Allah ile arasını düzeltirse; ahirette de hayırla anılacak ve korktuklarından emin ve umduklarına nail olarak Rabbinin huzuruna gelecektir.
Allah ile aramızı düzeltmek için evvela kendimizle aramızı düzeltmek zorundayız. Zaman zaman yalnız kalıp kendimizi hesaba çekmeliyiz. Kişi her zaman, her yerde ve her kese yalan söyleyebilir. Nefsimiz buna meğillidir. Şeytan da bu amelleri bize güzel gösterecektir. Ama kişi kendisine yalan söyleyemez. Yarın varlığından zerre şüphemiz olmayan büyük hesaba çekilmeden evvel kendimizi bu dünyada yargılamalıyız. “Ey alçak nefsim neden bunları yapıyorsun?” “Ey alçak benliğim, neden bunlardan vazgeçmiyorsun?” “Ey alçak nefsim, onca ayetleri görüyorsun da neden ibret almıyorsun?” diye kendimizi hizaya çekmeli ve eksik yanlarımızı tahlil etmeliyiz.
Sav efendimiz aynı hutbesinde “...Allah’ın sizi sakındırdığı şeylerden sakınınız. Bundan daha üstün ve hayırlı bir öğüt, bundan daha üstün ve hayırlı bir hatırlatma yoktur.” diye buyuruyor. Efendimiz çıkış yolunu yine kendisi gösteriyor. Allah azze ve celle hazretleri ile arayı düzeltmek ve O’nun “kulu” olmak için sakındırdıklarından sakınmak ve emrettiklerine itaat etmek zorundayız.
Bunun için Kitabına ve Efendimizin Sünnetine müracaattan farklı bir yol yoktur. Şanı yüce Allah Kitabında “ O Resul size neyi emrediyorsa alın neden de sizi sakındırıyorsa sakının”, “ Muhakkak ki O kendi heva ve hevasından konuşmaz” Allah mealen böyle buyuruyor.
Yüce peygamberimiz emaneti tebliğ vazifesi için bizden hiç bir ücret istemedi. Biz bu dine mensub olduğumuz için ne kadar şükretsek de azdır. O sav bizden sadece Ehlibeytine –salam üzerlerine olsun- sevgi ve saygı istedi.
Allah Resulü sav hutbesinde devamla bizi daha da net aydınlatıyor; “ Kim Allah’tan korkarsa, Allah onun günahlarını örter, ecrini de yüceltir. Allah’tan korkan kimse büyük bir kurtuluşa ermiştir. Allah’tan korkmak ise insanı Allah’ın azap ve gazabından korur. Allah’tan korkmak yüzleri ağırtır, Rabbi hoşnut eder, dereceyi arttırır. Nasibinizi alınız”
Sav Efendimiz Allah ile aramızı düzeltmenin O’ndan hakkıyla korkmak ve O’na c.c layıkıyle kulluk yapmakla mümkün olduğunu belirtiyor.Kur’ani ifadeyle bu dünyadaki hayatımız bir oyun ve eğlence, mal mülk ve evlatla oyalanma yeridir. Asıl hayat ahitet hayatıdır.Ahiret hayatında saadete ermenin yolu da Allah’tan hakkıyla korkmak ve sakınmakla olur. Allah’ın c.c. yanında en üstün olanımız takvası en üstün olanlardır. Allah’tan hakkıyla âlimler korkar. Çünkü onlar Rablerini bilirler ve O’na isyan etmekten sakınırlar.
Kulları olarak Allah ile aramızı düzeltmemiz ve O’ndan layıkıyle sakınmamız için gerçek Allah dostlarına, hidayet önderlerine yapışmamız gerekir. Başka bir reçete aramak yersizdir. Efendimiz sav veda haccında ilacı net bir şekilde bizlere sunmuştur; “ Size iki emanet bırakıyorum, bunlara tabi olursanız asla sapkınlığa düşmezsiniz. Bu ikisi kevserde benimle buluşana değin asla birbirlerinden ayrılmazlar. Biri Allah’ın kelamı Kur’an-Kerim, diğeri Ehlibeytimdir.” Efendimiz sav in buyurduğu gibi Ehlibeyt imamları yaşayan Kur’an idiler ve ilimleri kıyamete değin baki kalacaktır. Sözü yine Allah Resulü’nün sav hutbesiyle toparlayalım. Yol onun yolu, çözümde yine O yüce Nebi’de; “Allah, doğruları da, yalancıları da bilsinler diye size kitabını ve yolunu açıkça öğretmiştir. Allah’ın size ihsan ettiği gibi sizde ihsanda bulununuz Allah’ın düşmanına düşman olunuz. O’nun yolunda gereği gibi cihat ediniz. Allah’tan başkasında kuvvet ve kudret yoktur. Allah’ı anmayı çoğaltınız! Bugünden sonrası için çalışınız. Kim Allahla kendi arasını düzeltirse Allah’da onun insanlarla arasını düzeltir. Allah en büyüktür. Büyük olan Allah’tan başkasında kuvvet ve kudret yoktur.” (Tarihi Taberi c.2 s.255-256)
Bilal Atış
February 21 KAR YAĞIŞINI SEYREDERKENKAR YAĞIŞINI SEYREDERKEN
Kışın en yoğun karı yağıyor dışarıda. Gerçi bu güne kadar kar hep havada arzı endam etti, yere pek uğramadı. Bu sefer tutacak gibi görünüyor. Haberlerde doğudan kış manzaraları gösteriyorlar. Vadinin ortasında bir köy yok olmuş adeta. Kış buralarda, İstanbul’da ben kış görmedim. Beklide bu şehir bunu kaldıramaz da ondan. Kar yağışını seyrederek yazmak bir başka güzel oluyor. Bir taraftan da sobanın ısısı yüzüme vuruyor. Tek eksiğim bir bardak demli çay.
Her mevsimin kendisine göre bir güzelliği var. Allah c.c. sanatı ilahiyesini her mevsim başka tecelli ettiriyor. Ama kış biraz da zengin mevsimi. Isınmak başlı başına bir bedel. Karın yağmurun tadına varayım dersen ona göre bir kıyafet edinmek gerek. Kış şartlarına elverişli ayakkabı gerek, parka gerek, içlik gerek velhasıl efendim para gerek. O da her kapıya uğramıyor.
Bir de efendim Dersaadette ikamet ediyorsanız, bu fakir biraderiniz gibi Bakırköy misali nostaljisini yitirmiş tam anlamıyla da modernleşemeyen bir kentte yaşıyorsanız size de duygularınızla baş başa kalmak için sadece sahil kaldırımları ve kayalar üzerinde tefekkür keyfi kalıyor. Kış mevsiminin güzelliklerine Bakıyköyü’nde varmanız çok zor efendim.
Dersaadetin saadeti gitti İstanbul oldu. Yurdumun her noktasından sevgilerini umutlarını sılada bırakarak insanlar geldi. Ekmek derdinde, tahsil derdinde, gelecek derdinde insanlarımız geldiler ve mütevazi İstanbul bir metropol oldu. Bu eski dostumuz yeni belalımız İstanbul’da eskinin izleri neredeyse kalmadı. Kışında da yazında da koşuşturmaktan mücadele etmekten İstanbul’u solumak zorlaştı efendim.
BİLAL ATIŞ February 12 28 ŞUBAT28 ŞUBAT
Çok partili döneme geçildiğinden bu yana Türkiye’nin kalkınmasını engelleyen en mühim gelişmeler şüphesiz ki peş peşe yapılan askeri müdahalelerdir. Bunlardan ilki 27 Mayıs 1960 darbesidir. Kimileri de çıkıp bu müdahaleye ihtilal derler ya, kulakları çınlasın. 1950–1960 tarihleri arası Türkiye’de halkın özellikle de köylünün yüzünün güldüğü ve kapalı ekonomiden açık Pazar ekonomisine geçildiği güzel bir dönem olmuştur. Belki her şey mükemmel değildi ama o günün şartlarında köylünün ve diğer geniş halk kitlelerinin yüzü gülmüş ve cebi para görmüştür. En önemlisi de söz konusu yıllarda ülkenin kurucusu Mustafa Kemal’in hedeflediği muasır medeniyet ilkesi doğrultusunda kalkınma hamleleri başlamıştır. Bu yıllarda dışa bağlanma anlamında Abede ile yakınlaşma ve Marşal yardımları gibi olumsuzluklar da cereyan etmiştir. Ama inkâr edilemez bir zenginleşme ve kalkınma süreci başlamıştır. 27 Mayıs darbesi ve akabinde cereyan eden menfi gelişmeler nedeniyle bir daha siyasi istikrar sağlanamadı.
Türkiye ne zaman kendini biraz olsun toparlasa, ezilen insanların yüzleri ne zaman bir nebze olsun gülse bir yerlerden düğmeye basılmakta ve darbeler meydana gelmektedir. Darbelerin ekonomiye en önemli tesiri siyasi istikrarın bozulması, güven ortamının ortadan kalkması ve geleceğinin ne olacağı konusunda insanların umutsuzluğa duçar olmasıdır. 27 Mayıs ve 12 Mart darbeleri arasında yaklaşık 11 yıllık bir süre vardır. Bu onbir yıllık sürede Türkiye daha toparlanmadan yeni bir askeri müdahale oldu. Onun da tesirleri ortadan kalkmadan 12 Eylül cuntası geldi.
Rejimin tabii seyrini değiştirmek ve yerine farklı bir yönetim biçimi kurmak “anayasal bir suç” olmasına rağmen bizde yapılan dört darbenin failleri hiçbir zaman cezalandırılmamış, aksine ihtilallerden sonra ağam paşam bir hayat sürmüşlerdir. Bunun en somut misali 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren’in emekli olduktan sonra yaşadığı hayattır. Evren anayasal sistemi silah zoruyla yıkmasına rağmen bırakın cezalandırılmayı birde üstüne taltif edilmiştir.
Her müdahalenin ardında baskılar dayatmalar ve antidemokratik uygulamalar yapıldı. Sonunda iş geldi 28 Şubat’a dayandı. 28 Şubat müdahalesi 54. hükümetin en başarılı olduğu bir dönemde yapıldı. Ülkenin uzun senelerin ardında iki yakasının bir araya geldiği, dar gelirli insanların yüzlerinin gülmeye başladığı, ekonomik ve siyasi açıdan devrim niteliğinde eylemlerin gerçekleştiği ve bu arada kendini senelerdir bu vatanın sahibi zanneden ve iliğimizi kemiren beyaz azınlığın düzenlerinin sarsılma gösterdiği bir noktada devletin zinde güçleri bir yerlerden verilen emirleri uyguladılar ve yine halkın tepesine indiler.
Resmi ideoloji taraftarları, militer odakları ”güç bizde ise haklıyız” mantığıyla hareket ediyorlar. Darbelerin mantığında bu vardır. Darbe başarılmışsa yargılanmıyor. Türkiye’de sivil düşünceli halk kitleleri yok. Varsa da çok azlar. Türkiye’nin siyasi partileri de asker zihniyetlidir. Partiler devamlı lider sultası altındadırlar. Demokratik sistemin temel elemanı olan partiler darda kaldıklarında iktidar ellerinden alındıklarında devamlı darbe çığırtkanlığı yaptılar. Birtakım örgütler paçaları tutuşunca hemen silahlı kuvvetlere göndermelerde bulundular. Bütün dünyada, en azından demokratik rejimlerde hak ve özgürlüklerin bir numaralı savunucusu olan sol oluşunlar memleketimizde resmi ideolojinin çığırtkanlığını yaptılar. Türkiye’de sol hak ve özgürlüklerin değil Kemalizm’in taşeronu oldu. 70 li senelerde “Türk askerine vur Rus askerine selam dur” sloganı atanlar hak ve özgürlük taleplerine karşı Kemalizm’in yardakçılığına soyundular.
Bu müdahaleler olmasaydı elbette Türkiye’nin konumu bugünkünden çok farklı olurdu. Tabiî ki Türkiye’nin gelişmiş dünya devletlerinin gerisinde kalmasında bu müdahalelerin yanı sıra Demirel gibi politikacıların ve başbakanların gösterdikleri yanlış yönetimlerin de etkisi oldu. Sivil yönetimlerin basiretsiz, beceriksiz yönetimlerinin üzerine askeri müdahaleler eklenince ülke iyicene geri kaldı.
Yeni bir 28 Şubat yaklaşırken geçmişten hiç ders almayan zihinlerin yeniden meydanlarda darbe çığırtkanlıkları yapması bazılarımızın geçmişten ders olamadıklarının açık bir göstergesidir.
Bilal Atış b.atis73@gmail.com February 01 TÜRKİYE LAİKDİR LAİK KALACAK...TÜRKİYE LAİKDİR LAİK KALACAK...
AKP ile MHP türban mevzuğnda anlaştı. Ülke elden gidiyor! Üniversitelerimizde sebest hale getirilen başörtüsü, başını örtmeyen kızların üzerinde psikolojik baskı unsuru olacak.
Türkiye emin adımlarla bir din devleti olma yolunda. Yarın muhtelif bahanelerle ilk ve orta öğretimde de başörtüsüne serbestlik tanınır. Ve devlet bünyesinde çalışan bayanlar da kıyafetlerine çeki düzen vermeye başlar. Büyük ehemmiyete haiz brokratlarımız, genel müdürlerimiz mini mini, çıtı pıtı sekreterlerden mahrum kalıcak.
Eyvah! Ülke elden gidiyor demeyin. Türkiye sahipsiz değil. Şimdi birlik zamanıdır. Ülkeyi kurtarmak için yürekleri birleştirme vaktidir.
Bu ülkeye sahip çıkmak için, Çağdaş Yaşamı, Atatürkçü Düşünceyi benimseyen vatandaşları göreve çağrıyorum. Bu vatan için yedi gece de olsa uykusuz kalamaz mıyız?
Ne mi yapacağız? Önce başörtülü rahmetli anneannemizin, anneannesi olmayanlar için babaannelerininki de olabilir, tesbihini alıp evin sakin bir köşesine çekileceğiz. Puromuzu yakıp vizkimizi de başucumuza koyacağız.
Evvela ülkeyi bu hale getirmek için mühim uğraşılar vermiş geçmişimizi, İsmet İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Bülent Ecevit... büyüklerimiz için kemali huşu ile bir nutuk okuyacağız. Sonra yönümüzü batıya çevirip üç adet gençlihe hitabe yahud bilmeyenler onuncu yıl marşı okuyacağız. Ve yedi gece 4444 defa yürekden gelerek “ Türkiye laikdir laik kalacak”... Diye söyleyeceğiz.
Allah kabul etsin beyler...
Bilal Atış
January 25 KALBİMKALBİM
Kalbim, sanki ayrıldı ikiye ortasından,
Bir avuç hiçran içtim kaderimin tasından.
Göğsümde hasta bir kalp, gönlümde bin elemle,
Kipriğimde titreşen bir kaç avare nemle
Kaderim doldururken sağımı ve solumu
Son bir umut içinde tuttum ölüm yolunu.
Arkamda kara gölgem başımda kızgın güneş
Yine mahsun gönlüme bütün kederlerim eş.
Yine binbir elemle acıyla dolu başım,
Bugün keder yoldaşım, gözyaşı arkadaşım.
Bilmediğim bir yolda durmadan gidiyorum.
Gönlüme,düşünceyi bırak artık diyorum.
Tükenmiyor, bitmiyor bu ıssız yolun ucu
Gönlü dertli olana yolculuk ne yorucu... kufeemiri istanbul 1990 |
|
||||||||
|
|